Bu gadget'ta bir hata oluştu

29 Kasım 2013 Cuma

Dokunsan

Ağrılar sızılar çekilir gider.

Dokunsan!

Ümitlerim söz olur sana

İğnenin değdiği yer acımaz artık bilesin. Sobanın ince sıcaklığı, güneş ve denizden yükselen rahatlama...nasıl iyi her şey. Sevdiğimizi dünya'ya anlatmak gitmenin eşiğindeyken mümkün.
Güney Kore'den kız isteme öyküsü...Sahne Sultanahmet Meydanı...İpek Yolu'nda güzellikler resmi




 Anneler bir yanda aşkın heyecanı dudaklarda kalpte....Ansızın karşılaşan gönüllerin buluştuğu yerdeyiz...




Muhabbet halinde kalmanın incelikleri...Her gelen kendinden yana cümleler kurdu. Benzerlikler dalgalanmalara neden oldu. İnsanız dediler ayrılırken. Sadece insan. Sevmek de ayrılmak da yanı. Yarin yakasına yapışıp kalmak da ayrı düşmek de var. Geldik, dokunduk dört bir yana. Ne hoşmuş öğrenmek için dışarı çıkmak.

Yine kaçmalı yarına, şimdiye. Böyle büyüyor içimizdeki ışık. Bilgi sıcacık. Bilmek yar! Kavuşmak sevgili.



Meğer yaşamak buymuş. Sindire sindire yağmuru öpmek başımı yastığa koyar koymaz dalmak bulutların içine.

Her yerse insan ona ait sesler...dokunmak güç veriyor...

Sevgiyle...

20 Kasım 2013 Çarşamba

Hava

Şaşırtıyor her gün. Evler serin aslında. Üşüyoruz sanki. İnsan olmanın gitgide sınanması çoğalıyor. Dinlediğimiz okuduğumuz her şey birer sınav. İnandığımız barış için samimi olmanın sınavı. 

Geçmişte yapılanların uzaklaştıkça unutulmaya başlanması biraz gülünç. Hiç bir sonuç çıkarmadan, değerlendirmeden. Yüzleşme!..Biz her anını anlamadan bitecek değil sıkıntılarımız. Çözdükçe açılacak yumaklar. Çözüldükçe dil gerçek kollarını saracak. İşte o zaman başlayacak sıcaklık. Kar da yağsa dolu dayansa kapımıza dert etmeyeceğiz böyle böyle.

Sevginin evrendeki bütün evlere, kovuklara, köklere sinmesi önemli.

Çocukların kendi isimlerine kavuşması için. 

O zaman ne toprak ne eşya...her yer sadece ve sadece "biz"...


Sultanahmet...aylardan eylül...İpek Yolu buluşmasından...


18 Kasım 2013 Pazartesi

Önce uyananlar!

Önce onlar kalkıyor bizim evde. Fısır fısır konuşsalar yine iyi. O ayak sesleri yok mu? Hadi, hadi deyişleri bitmiyor inanın. Kalk!..kalk!..Hadi...Çocuk işte canım susar birazdan. Nerdeee? Sağımdan soluma dönüp tam dalıyorum yeniden üzerimdeki yorgan aşağı çekiliyor.

- İnsafsızlar ne bu telaş?
- Beni tamamlayacaktın. Gitmek istiyorum Koynum bekliyor.
- Dün söz vermiştin. Kenarımdaki oyayı bıraktın gittin. Çık uykundan gel!..




Duymazlıktan geleyim desem de olmaz. Onları dudaklarının kenarındaki solmuş gülücüklerle bırakmak yakışmaz.

Hayat da böyle sevgili okurum. Yarım bırakamazsın hiç bir şeyi. Ne aşk ne de meşk...her şey cümleye dair. Nefes almak hünerse nefese katmak çoğaltmak da var.




İş, emek, gül ve direniş. Mücadele anlayacağın iğnenin keskinliği. Bereket acıyı silip dantel işlemeye bakıyor.

Bugün de açmalı dükkânın, atölyenin kapısını. Yavaş yavaş süpürmeli yerleri. Tozunu incitmeden silkelemeli. Kimbilir neler sinmiştir içine.

Geçen sene o tozdan ip kolyeler yapmıştık.
Şimdilerde "sarmaşıyoruz" gönüllere...

Sevgiyle "hayırlı işler" hepimize...

Kasım Ayın'da güzelliklerle dolu İstanbul Harbiye...

İnsan, ne zaman nereye gideceğini bilemiyor. Yaşamanın inceliği de burada zaten. Heyecanla uyanmak, yorgunlukları ve sıkıntıları dünde bırakmak. Bu nedenle doğduk, büyümekteyiz şükür. Her an kapının önünde bizi bekleyen var. Habersiz...Ardında neler var merakı mutlak. Kulağımızın, gönlümüzün içinde telaş. Sonrasında gelecek neşe. Gerçi daim mutluluk hali hepimizin bilmekteyiz. İstanbul böyle anların yolculuğu. Hele yıllar öncesi yapılmış mimari bir eserin bizim evimiz olması kısa süreliğine bile kapıların ardına kadar açık kalması hoş.




Güzelliklerle dolu günler yaşıyoruz. Gönülden sevenlerle buluşmak için çıktık yola. Bakın neler oldu...



Kolyeler karanfil kokuyor. Ellerin ardı ardına ilmek attığı incelikler Kasım ayının ortalarında kışın güneşi pes ettiremediği günlerde İstanbul, Harbiye Askerî Müze'de gönülleri ısıttı. Kasım çiçeklerinin renklerini yakıştıran yaradanın rehberliğinde buluştuk.





 İnce iğneler iplerle sarmaştı ve ortaya kadınlarımızın hünerli dokunuşlarıyla dillerindeki güzel şarkılar eşliğinde panomuzda yer aldı. Doğadaki çiçekler kolyelerimizde şifa oluyor hepimize...
 Eski eskidi artık diyen muziplere rüzgârın tat verdiği kanaviçeler ve küpelerle dokunmaktayız.
 Sarmaş yarim. Oyalar, boncuklar, renk renk ipler...Bir evin odasına açılan dil iyiliği. Aşkın insan hali kumaşın dokusunda...

İstanbul'daydık. Gelen, duyan, arayan, okuyan sabah olsun...

Sevgimizle...

11 Kasım 2013 Pazartesi

İPEK'çe


Sevginin ilk adımları Sultanahmet meydanında oyalarla buluşuyor. İpek yoluna tarihin sayfalarında adım atmış kim varsa geldi İstanbul’a. Görmedik! Onların etekleri, kaftanları, çıplak ayakları sessizce bakındı. Özlemle göğe çevrildi eller. Dua şifa bulsun diye insanlar. Kim unutur geçmişi yaşam savrulur. Zorluklar bizim için. Uyandığımız her an bakışıyoruz tahtayla. Marco Polo geçmiştir mutlaka. Şimdi hava esintili. Üşümüyorsanız bilin tığların, kurulan yeni arkadaşlıkların hatırına. Ahşap konakların asma kilitleri bile orada. Hadi dokunun!

Yol, buluşma ve birliktelik…

Karşılaşınca güzelleşiyor insan. Birbirinin dilini duyduğunda elini uzatmasını öğreniyor. Sultanahmet’te küçük, ahşap evciklerde 31 Ağustos’ta coşkuyla başladık. Eylül haşmetiyle çaldı bizi.
İstanbul’un farklı noktalarında sergiler, konserlerle büyüyen çalışmanın konukları Dünya’nın her köşesinden  gelen büyüklü küçüklü “onlar”. Biraz diğerleri belki “ötekiler”…kaynaştık. Anlamadan değdik ve başladı değişim.
Kendilerini hatırlayanların buluşması...


Onlar yaşamı besleyen en önemli basamaklardan biri öğrenme duygusuyla yaklaşıyorlar ve kalıyorlar. Yaklaşık 50 ülke ve 10.000 sanatçıyla 21. Yüzyıl insanının yüreğine komşuluk tohumları ekildi. Kış geliyor diyorlar. Soğuk! Varsın buyursun. Ona da yeter suyumuz seviyoruz seni.
Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kore Kültür ve Turizm Bakanlığı ve toplam 18 kuruluş inanılmaz bir iş birliği içinde herkesi  barışın kanatları altına almışlar. Broşürlerinde KÜLTÜR EXPO 2013 ile ilgili neler söylemişler neler?
Dünya’nın kültür yoluyla bir araya geleceği ve hayalleri yaymak için birlikte ilerleyeceği anlamına gelir …
Aynı kentte aynı ülkede yaşamakla sınırlı değiliz. Sevmek gitmenin ev sahibi. Kalmaksa seni diğerini dinlemek ve anlamaya çalışmakla bütün.
Ağustos ve Eylül şimdi iki sevgili dimdik. İpek Yolu evlerinin sokaklarındaki türküler, halk oyunları, yemek kokusu, koşuşmalar, telaş ve bakışlar hâlâ orada. Biz bıraktık. Sakındık, sakladık sizi geçmişin şefkâti. Yüzünüze dokundukça sızlayacak parmak uçlarınız. İşte o biziz sohbetin incelikleriyle. Gitmedik bilesiniz.

Duyan okuyan gözlerin iyiliği eksilmesin yaşantımızdan.


Kapının önündeyiz...konuşmanın hece hece başladığı günler...

Sevgimizle…



10 Kasım 2013 Pazar

Sultanahmet

Uzun günler saatlerin geri alınmasıyla birlikte sanki bize çalışmak ve sabır göstermek için fırsat tanıdı ne dersiniz? Her sonbahar bu küçük oyun ilk başlarda her şeyi yavaşlatır görünse bile aslında yanılsama. Hayatı, kendimizi biraz daha anlamanın , farkında olmanın oyunbazlığı!

Gülümsediğinizi hissediyorum. Ne güzel saate bakıp oyalanmak. bizim işimiz ne olsa. Oya!!! Şaşakaldınız değil mi? Söz böyle sımsıkı yakalar sonra da çocukluk oyunlarımızda yaptığımız gibi sobeler. 

İşte Sultanahmet'te aylar önce yaşadığımız yoğunluk ve çok kişiyle karşılaşmamız birbirimizi anlama gayretini göstermemiz tıpkı oyalama sanatına benziyordu. Bu sayfada zaman zaman o günlere döneceğiz ve başka insanların öykülerine yer vereceğiz bundan böyle. 

Oyunumuzun adı " OYALAMA "

Sevgi ve muhabbetle sevgili okurlar...