Bu gadget'ta bir hata oluştu

28 Aralık 2012 Cuma

YENİNİN SABAHI



2013 çocukça geliyor. 

Nasıl yeni doğanın sancıları varsa onun da sevgiye, güzele yürümesi için yaşayacakları olacak. Bizimle büyüyenler sözün zarafetinde barışacaklar.

2013, muzip, iyi niyetli sohbetlerle bahara kavuşacak.

Küçüklerimiz eski oyaların cümlesinde bulduğu anlamı yeni yılda esenlikle çoğaltsın dileğindeyiz.

Birbirimize bakarken gözlerimize değmeden çıkmasın sözler. Yüreğinizdeki işlemelerin sevgiyle büyümesini bekleyin. Önce kendimizi seversek güneşin tadına doyum olmaz.



Sevgiyle...naz!..
Sevgiyle rüzgâr gülü!..

12 Kasım 2012 Pazartesi

YENİ SEVGİLER



Merhaba yenilenmenin mevsimi. 





Sevginin güçlenmesi dilekleriyle sakinleşsin toprak. Bahar gelene kadar hazırlansın kökler. Doğmakta olana sabır, doğacak olana güç gelsin.

İnsan olan uyansın. Dillensin, anlatsın.
Bakmak nedir?
Bakışmak niye bu kadar güzeldir.

Dua çocuğa.
Dua gözyaşına dökülüp ayağa kalkmaya çalışana.

Gayret güzellik.

Sabahın beklediği güneşin şarkısı "çocuklara" kalsın.

28 Ekim 2012 Pazar

BALONLA YOLCULUK!




Merhaba güneşin ve yağmurun iklimi!..
Merhaba bereketin ve eksikliğin incelikleri!..
Evren; insanlarla sınanmakta. Bugün yerden alıp yerleştirdiğiniz her kırgın harf onarılmakta. İnsanoğlu, insankızı, çoluk çocuk kendini tanımadan geçemeyeceği zorlu bir yolda. Hepimizin ortak dileği iyilik, sevgi ve sabrın temsilcisi "barış". Küçüklerine adını verdikleri barış kederi silmeye kararlı. Dualarımız ondan yana.

 Bütün mevsimleri kucaklarken doluyor ellerimiz. Bedenimiz soğukla sıcakla serinlikle gelenin gitmekte olanın her haliyle besleniyor zira. Biz derin sıkıntılarla yoğrulurken daha iyi doğmakta güneş. Nasıl baktığımız, dokunduğumuz bakışlarında sevenlerin. Kolay olmayacak geçmek. Denemek "evladımız" ise denenmek de evimizin yorulmaz bekçisi.
 Kapadokya!.. Bilimin, bilmiyorum dedikçe içimizi dolduran sonsuzluğun sokaklarından sadece bir tanesi. Biricik olan Anadolu ve Mezopotamya'nın nasıl tasarlandığı gözler önünde. Kaya evlerin, camsız, kapısız evlerin açıklığa getirdiği hoşgörüsü Kapadokya. Birbirinden renkli balonların oyalarımıza düştüğü yer.
 Bayram yolculuğuna çıkanların esenlikle, hafiflikle evlerine dönmelerini diliyoruz. Rüzgâr saçlarından eksilmesin. Gün ve gökkuşağı da!..

Sevginiz, neşeniz gerçek muhabbetiniz bol olsun.



20 Ekim 2012 Cumartesi

SIMSICAK

Yoğun günler yaşıyoruz. 

Sevginin içimize sinmesi hayatı daha de renkli, sıcak yaşanır kılıyor. Sevgiyle başlıyor insanın dönüşmesi. Şimdi başlayan esintiler yavaş yavaş içimizi ürpertirken gelmekte sevilmek. 



Her gün yeniden başlayabilmek önemli bir özellik. her ne olursa olsun yanağımızın kıyısından gülücükler bırakmak yürüdüğümüz sokaklara, uykularımıza gözlerimizdeki pınarların emeğe dönüşmesini de sağlayacak.

Kimi eskimiş camların tıkırtıları çıkacak vitrinlerden. Konuşmaları hatırlayıp bağışlamanın kucağına yerleşivereceksiniz adım adım. Ruhunuz hafifleyecek. Özgürsünüz. Bütün dertler, tasalar beyhudeymiş.


Lavantanın ipekle oyalarla konukluğu şaşırtacak sizi. Şaşırın işte ne güzel!..



Dönüp dolaşıp çiçeklere değecek parmaklarınız. Bakmışsınız renkler başınızı döndürmüş, aşk gelivermiş. Sevmek bitmeyen bir yolculuk anlayacaksınız. 

Yeter ki kapatmayın, kapamayın...

28 Eylül 2012 Cuma

UÇMAYI ÖĞREN!

Kanatlarımı bir dikse biliyorum ben yapacağımı. Açıp pencereyi çıkacağım dışarıya. Seveceğim çok. Özgürüm diye çığlıklar atacağım. Denize değecek deniz kokacağım. Dalgaların en uzağına gidip korkularımdan cayacağım. Unut diyeceğim gözlerime bakıp. Unut gitsin. Bak deniz, gökyüzü ve her şey bilip bilmediğin hepsi senden hepsi sana.



 Gülüceğim sesimle. Tanıyacak hayat. Ağaçların en uzak dallarına konup şarkı söyleceğim dilimde. Şakıyacağım. Bahar geliyor yeni dirimlerle diyeceğim.
Kuş!..

11 Eylül 2012 Salı

PAMUK HELVA


Pembenin sakin havası tam da size göre. Saçlarınıza değen rüzgârla birlikte uçuşan eteklerin mevsimi pembe!..

Masumiyetin çocukça mutluluğu yayılacak yüzünüze. Sizi sebepsiz gülerken görenler şaşıracaklar.

Pembe; pamuk helva yerken rüya görenlere...

SAPSARI...EYLÜL





Sararak ipliğe dönüştü sözler. Tütün kokulu bir hasret yürek cebine yerleştirdiği.

Dedesinin mührü çıkıverdi çekmecenin diplerinden. bastonun tıkırtısı duyulmadan kapattı gülle bezenmiş dolabı. Kilit tıngırtılarla çevrildi. İpler nasıl da karışmış diye düşündü. Sabırla yün doladığı çocukluğunu düşündü. Divanın dibinde yerde oturuyor şimdi. Soba taş kömürünün kızıllığında yanmakta. Hafif bir kestane kokusu. Yemekten yeni kalkmışlar. Kıpkırmızı tiftikten ceket örecek annesi. Düğmelerini pazardan aldılar. Onlar kimi tavşan kimi miki şeklinde. Eğlenmeyi seviyor bu küçük.

Aynayla karşı karşıya kaldı birden. Düş mü gerçek mi bilemedi. Eline değen ipin yumuşaklığıyla aklı başına geldi. Soğuk bir dokunuş. Mühür bu mühür kesesi dedesinin.

Parmak basılmayan Ankara yılları!..

4 Eylül 2012 Salı

DAMLA!..






BİR DAMLACIK...HAYATIN SICAK GÜNLERİNDEN YUDUM RENKLER...MOR ÇİÇEKLER DÜŞÜRMÜŞ "DAMLA"...GÖZYAŞLARINI SİLMEK İSTERCESİNE BAKMAKTA FOTOĞRAFLARA...İNSAN "SEVİNCE"...



YASEMİN KOKAR GÜNEŞ. SEN UZANSAN, SAÇLARIN DAĞILSA?..MÜMKÜN MÜ DAMLA!..

30 Ağustos 2012 Perşembe

ZEYTİN KIZ


Zeytin kız evlere konuk.
Zeytin!..

Doğduğunuzda dikilmiş bir ağaç. Şimdi dalları okşamakta şifa için. Binlerce yıldır yaprakları yenilerken kendini gövdesindeki derin izler büyüttü. İçimizde solmakta olan ne varsa şimdi yerinde çiçeklenmiş yeni sözlerle dolaşıyoruz.

Yeni bakışlarla doğrulmaktayız yerimizden.
İyilikle sesimiz ulaşmakta çevremize.
Hadi iyileş artık "zeytin kız"...

KUTLU OLSUN


Yıllar yıllar önce apar topar kalkar yastığın altına bakardık. Bayramların rengi, neşesiydik biz. Hangi gün hangi nedenle olursa olsun kapı dışarı kaçmanın, delicesine sokaklarda bağırmanın hüneriydik biz.

Çocuklar evin ışığı.
Çocuklar kadife ne kadar iç ürpertisiyle dolaşırsa içimizde...
Çocuklar kayıp bugünlerde.

Kimi internette kimi dershanede. Çocukluk edenler saklanmakta. Küçük beyaz gerekçeler sunulmakta hayata.

Hadi gelin çocukluk edin barış hüküm sürsün hayatımızda.
Çocuk olun şarkılar söyleyin.

Barışın bugün...
Barıştırın kim kaldıysa...

Nigar Yertan

24 Ağustos 2012 Cuma

ÖYKÜLERİYLE OYALAR





DÜNDEN YARINA OYALAR VE ANLAMLARI

Sessiz kadınların söz söyleme sanatı

Anadolu insanı yaşadığı zamanın inceliklerine katılmak adına sessiz cümleler kurma sanatı olan oyalarla dışarı adımını attı. Kadın sadece evinde değil türlü renklerle, el işlerine yüklediği anlamlarla konuşmaya başladı bundan yıllar önce.

 Eşine kızan ancak kalabalık evlerde iç içe yaşam süren gelinler acı biber oyasıyla anlattı derdini. Büyüklerin arasında sevdiğiyle sohbet edebilmenin köşe kapmacası oldu acı biber oyası. Zamanla birbirine aşık olanlar mor sümbül oyası örtmeye başladı…



OYALARIN DİLİ

Yıllar önce kalabalık ailelerde; eşe darılmak, kaynanayla veya eltilerle kavga etmek ayıp sayıldığından kadınlar dile getiremedikleri hislerini oyalar aracılığıyla anlatırlarmış.Oya başka bir dil kadın için. İçlerindeki güzelliklerin dışa vurumu.  Öfke, kızgınlık, sevinç, üzüntü, acı her türlü duygu oyaların ilmeklerinde anlam bulmuş bu coğrafyada.

Bu nedenle Anadolu’da yapılan her oyanın özel bir adı var.

Kaynanasına güzel sözlerle seslenmek isteyen yeni gelin, çayır çimen oyası işlermiş. Aramız çayırlar gibi püfür püfür, çimenler gibi iç açıcı olsun “anne” dermiş.

Hayatından hoşnut olmayan  gelinse kıllı kurt oyası işler, başına takar ve öyle dolaşırmış.  Feleğin çemberinden geçmiş bir kadın yemenisini ise çarkıfelek oyası süslüyor.

Mutlu olamayıp, gün yüzü göremeden eşinden ayrılan kadın, gözyaşlarını çarkıfelek oyasında cümle aleme duyuruyor.

Genellikle karı-koca, elti, gelin-kaynana arasındaki ilişkilere atıfta bulunan anlamlar taşıyor oyalar. Her ilmek aslında ilişkileri düzenlemek için atılmış. Sanki geçmişin tedavisi, doktoru, meditasyonu olmuş oyalar.

Kaynana dili, berber aynası, gülen bebek oyası, Medine çiçeği, kirpik oyası, baharlı biber, enginar çiçeği oyası…


Yeşilin sayısız tonu var dili hep aynı; yeni gelin evinde eşiyle mutluysa sarıldı yeşile şifa buldu yuvasında.

Sarı renkle işlediğinde öyküsünde mutsuzluğu, üzüntüyü, sıkıntıyı ve ümitsiz aşkı anlaşıldı.

Mor sümbül: Kızımız büyüdü aşık oldu.


Pembe sümbül: Kızın nişanlı olduğunu anlattı.

Beyaz Sümbül: Saflığı,sadakati ve bağlılığı dile getirdi…

Badem Baharı: Kızın muradına erdiğini, en sonunda sevdiği kişi ile evleneceğini söyledi.

Biber oyası: Kadının eşi ile arasının iyi olmadığını, evde sorunlar, sıkıntılar var…bir de anlatabilsem diyenin aracısıydı.

Çarkıfelek oyasını, mutlu olamayıp eşinden ayrılan kadınlar işliyor.

Acı biber oyası: Anlattı ancak duymadı, anlamazlığa geldi belki de. Oyanın ipliği, rengi değişiverdi. Dil acıya döndü…Kadın çok çok kızgındı eşine…

Arpa çiçeği oyası: Kadın eşinin ilgisizliğinden şikayetçiydi arpa çiçeği işledi.

Müjde oyası: Genç kadın hayatının en mutlu dönemindeydi. Bebek bekliyordu. 

Yabani gül oya: Eşi gurbet ellerde ekmek parası peşindeydi. Sevdiğini bekleyen kadının oyası oluverdi.

Kaynana dili oyası, acı ve çok konuşan kaynanaları ifade ediyor.

Çok şık olan oyaya saray süpürgesi denilmiş.

Asker Oya: Eşleri ya da çocukları askerde olan arkadaşlar kullanır. Böylece çevredekiler eşi askerde olan genç gelinlere  özen ve saygı gösterirler.





Gelincik oyası: Gelinin bohçasına da kaynanaya gönderilen gelincik oyası " gelininin baba evinde bir gelincik gibi narin yetiştiğini , güzelliğinin ise gelincik gibi zarif ve doğal olduğunu söyler. Ayrıca gelininin el değmemiş bir çiçek olduğunu anlatır bu oya.

Günümüzde eskinin nezaketi, şaşırtıcı renkleri nedeniyle önemi giderek büyüyen oya, el emeği göz nuru, gönül sohbeti bir el sanatı. Anadolu kadınının gözleri, aklı elinin maharetiyle birleşince o incecik sıraları ipekçesine dokumuş. İnsanlar arasında konuşmanın, sırdaşlığın, dostluğun giderek bozulduğu 21. yüzyılda konuşmak adına atılan ilmiklere şaşırmamak mümkün değil.

Koleksiyon veya hobi olarak bu işle yeni ilgilenmeye başlayanları sürprizlerle dolu bir çalışma bekliyor.

 Bize düşen anlatmayı, öğrenmeyi sürdürmek...yakın bir tarihte yeni oya öyküleri ve fotoğraflarla karşınızdayız.

Nigar Yertan

SEVMEK!


Sevginin her canlıya ait olduğu bir gerçek. Severek yaklaştığınızda dünyanın değişeceğini bilmek, anlamaksa insana ait lütûflardan biri...İliklerinize kadar sinen iyilik cümleleri mutlaka evrende karşılığını bulacaktır. Siz inanın ve uzatın ruhunuzu...

Sevgiyle!..

Nigar Yertan

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Nazar Kese, Kısmet Bohçaları, Havlular ve Kanaviçeler

NAZARDIR DEDİ KIRKBİR SAYDI MAVİ BONCUKLARA...BEYAZ İNCELİK KORUDU ONU...
GELİNE DAMADA HOŞLUK OLSUN...GÜZELLİK KUMAŞA DEĞER...İZMİR ÖDEMİŞ'DE TOPRAĞA DİZ VURUR EFELER...
AHŞAP MASALARIN ÜSTÜNDE BİR YUDUM KAHVE FİNCANI...BARDAK ALTLIKLARI
BONCUK DUTLAR...BİLEKTE
KISMET AÇAR BOHÇALARI ANAHTARLIK OLMUŞ...

HAVLULAR YENİ GELİNLERE DAMATLARA

MAVİ KÜPELER...

BEDEN OLMUŞ HALANIN DOKUMASI...

LAVANTA KOKULUKLAR ÖDEMİŞ İPEĞİNE SARILMIŞ DÜŞMÜŞ AŞKA


OY GELİN BİZİM GELİN...KINALI ELLERE ÇİÇEKLER
YARIM AY LAVANTALIKLAR








Merhaba sevgili!..
Cama vurdu serçe. İçeri girmek istiyor her halinden belli. O da sevmiş bizim sandığın kokusunu. Hayatta sakınmak kadar özenle saklamak, korumak da güzel. Yapılan her iş, her iğne batış ve çıkışında eskinin sohbetleri yankılanmakta.

Boncuğun rengi, kumaşın dokuması, nazarlıkların kırkbiri dündeki geleneğin birikimin insanı nasıl güzelleştireceğinin de işareti...

Sevginin sevginizin bayramda her gönüle sükûnet, esinti ve bereket getirmesi dileklerimle...

Nigâr Yertan

16 Ağustos 2012 Perşembe

İZMİR KIZLARAĞASI NİGAR YERTAN COLLECTİON

 Düşe uyandım anne!..düşle kalktım pencereye...açtım camları...Neredesin?..
 Seslendi çiçekler!..bak bakın..geldik...geldi zamanı...elleri bahara döndü...bu sefer hissetti saçlarını...
 başının üstündeydi kelebekler...döndü her yer...sevgiyle topladı kırgınlıkları...tek tek düzeltti, okşadı...anladı?..
 boynuna iliştirdi tüm yazıları...hepsi ona...hepsi o...elleri ne güzel diye düşündü...
 lavanta kokuyor ortalık...çevir gözlerini...oradayım...
 bilekler hoş bilekler zeytin...
 Zeytin kız...öyküsü sağlığı güzel kız...hanımlarımıza önerimiz...yaş günü...yıl dönümleri için uygun hediyeler...
 el emeği eskinin rengi "turuncu"
 oyadan duvara...kumaştan inceliğe...



 İZMİR KIZLARAĞASI...HER RENKTE EL EMEĞİ...DOSTLARIMIZI BEKLERİZ...